| Donuk Yüz |
|
Dr.Hüseyin Güdücü Genç bir gazeteci, haber için, çoğunluğu genç insanların oluşturduğu, ıslahevi niteliği de taşıyan yeni bir hapishaneye girmişti. Ziyaretten sonra hapishane müdürü, genç gazeteciye sorar: ‘Gördüğün mahkûmlar arasında hangilerini ıslah edilebilir durumda buldun?’ Genç gazeteci: ‘Bazı genç mahkûmların yüzü çok berbat haldeydi. Bu korkunç yüzlü mahkûmların ıslahı pek mümkün gözükmüyor. Buna mukabil sakin yüzlü mahkûmların ıslahı mümkün gibi geldi bana.’ Hapishane müdürü bu tespite katılmadığını gösterir bir yüz ifadesiyle: ‘Yanılıyorsun evlat. O berbat yüzler kendinden memnun olmayan, işledikleri suçtan dolayı acı duyan gençlerin yüzleridir. Onların er ya da geç adam olacaklarına inanıyorum. Ama yüzleri sakin ve donuk mahkûmlara gelirsek; bunlar ilgisiz kayıtsız insanlardır. İşledikleri suç sonucunda hapse düşüp ıstırap çekerler, ama işledikleri suçtan dolayı vicdan azabı çekmezler. Bu iki tür mahkûm arasında dünya kadar fark vardır.’ Tecrübeli cezaevi müdürüne göre, yüzü berbat görünen, huzursuz insanlar ıslah edilmeye daha yatkın. Sizce de öyle değil midir? Mevcut durumunu kabullenmiş kişi değişiklik talep etmez. Bu yüzden sakindir. Değişimi talep etmeyeni nasıl ıslah edebilirsiniz? Aksine, mevcut durumdan memnun olmayan insan, kaygılıdır, huzursuzdur. Değişimi talep eder. Kaygı rahatsız edici bir duygu olduğundan, kaygıdan kurtulmak isteyen kişi, çare arar. Bir başa deyişle, kaygı çare bulmaya yönelten bir motivasyon aracıdır. Öyleyse kaygı iyidir diyebiliriz. Kaygıyı, heyecanın bir üst boyutu gibi tanımlamak mümkündür. Bir insanın kaygı taşıması, duygusunun kaygı düzeyinde olması, ona üstüne düşeni yapma sorumluluğu verir. Zaten bunu bilen anne ve babalar; ‘Ekmek aslanın ağzında idi, şimdi midesine indi’ diyerek çocuklarını kaygılandırmaya çalışıyorlar. İşin püf noktası ise, kaygının dozu artarsa, bu kez panik başlıyor ve çocuk ben başaramam duygusuna kapılıyor. En berbatı da, çocuğun pes etmesi. Bence, anne ve babalar çocuğun kaygılarını artırıcı telkinde bulunmamalı. Çocuklar zaten olayın farkında ve yeteri kadar kaygılanıyorlar. Anne babaların kaygı telkinleri onları kaygıdan, paniğe sürüklemekten başka bir işe yaramıyor. |