| Coca Cola'nın Değişen Tadı |
|
Ahu Binici Son dönemini yakalayabildim benzersiz tadın. Çocukluğumun başı ile devrin son döneminin kesişiminden arta kalanlar; 1 litrelik şişeyi açtığımda etkisi iki saat kaybolmayan boğazımı yakan o tat ve ananemin dolabında duran, soğuk su için kullanılan depozito şişeleri. Değişim yıllarının başlangıcıydı o yıllar. Tüketiyorduk ama sömürmüyorduk, belki üretmiyorduk ama sahip olduklarımızla yetinebiliyorduk, çünkü o zamanlar tasarrufun ne olduğunu biliyorduk. Tüketim alışkanlıklarımızla ilgili bir yazı hazırlamak istediğimde ambalaj çılgınlığı rahatsız eder ilk beni ve daha sonrada depozitolu cam şişede coca colalı yıllar gelir aklıma. Neden artık var olmadıklarını araştırmaya başlayınca beni gibi düşünen birçok 80 kuşağı insanla karşılaştığımda nedense gereksiz mutlu olduğumu gördüm. Yaklaşık sekiz yıldır kola içmeyen bir insan neden böyle hisseder ki? Yaşlanmak, özlem, çocukluk yılları, karşı koymak. Sonuncusu olmalı. “Dünyaya, Coca Cola’nın vatanına hoş geldiniz” Mide hastası, morfin bağımlısı olan eczacı John Stith Pemberton’ın kendisine ilaç olması için geliştirdiği şurubun dünyanın en çok tüketilen içeceği olup bir dünya düzeninin sembolü olacağını tahmin edebilir mi idi bilmiyorum ama o masum şurup şimdi “kapitalizmin resmi içeceği” olmuş durumda. 1950’lerde uzaya giden astronotları karşılama töreninde “Dünyaya, Coca Cola’nın vatanına hoş geldiniz” pankartları asılıydı. Bir başka denge değişimi sırasında Coca Cola Amerikan ordusuna sadakatini göstermek için savaşta daha dayanıklı olacak olan askerler için cam şişe yerine metal kutularda üretmeye başladı. Normandia Çıkartması sırasında yeni şekliyle askerlerinin yanındaydı ve çift kutuplu dünya yaratıldı. Her değişime tanıklık etti ya da değişimi yaratanlar tarafından sembol ilan edildi. Hikaye devam ettikçe tesadüflere bir yenisi daha eklendi! Tam da çift kutuplu dünya kendini kapitalist sisteme tamamıyla teslim ederken Coca Cola’da cam depozitolu şişelerden geri dönüşümü zor olan ve geri dönüştürmek için de kimsenin zahmet etmediği plastik şişe dönemine geçti. Anlamı ise şuydu; artık tek egemen kutup benim doğduğum ve ilkeleri için çalıştığım ülke, amaç daha fazlasına sahip olma, yöntemse hedefe giden yolda bütün kaynakları sömürme hakkını kendinde görmek. Temel düşüne şu oldu: ” Kaynaklar benim elimde dolayısı ile tekrar üretime gerek yok, at çöpe gitsin!” Bütün faturayı Coca Cola ya kesmek tabi ki doğru değil, fakat tüketim alışkanlıklarımızdaki değişimi bu kadar güzel özetleyebilecek başka bir hikaye bulamadım. Tüketim alışkanlıklarındaki değişim midir? yoksa üretim dayatması mıdır? Ona da siz karar verin. Astarı yüzünden pahalı olunca Koruma, uzun süreli dayanım ve belki de hijyen amacıyla ambalajlar ilk olarak yaprak, kil gibi organik malzeme gibi zararsız formlarda hayatımıza girmeye başladı. Küreselleşen savaşlar, küreselleşen pazar nedeni ile okyanusun ötesine kadar dayanabilecek ve lojistiği de daha rahat olan daha hafif yöntemlere ihtiyaç duyulmaktaydı. 1823’te ilk metal ambalaj olan “canister”in doğuşu ve arkasından kağıt ve karton ambalajların hayatımıza girmesiyle 5000 yıllık geçmişe sahip olan cam ve ahşabın pabucu dama atıldı. Asıl çok yönlü değişim ise plastikle-ilk hayatımıza girdiği şekliyle polietilenle- 2. Dünya Savaşı sırasında tanışmamız ile başladı. Malzemenin bol bulunur olması ve çok daha ekonomik, hafif, dayanıklı olması nedeni ile bol bol ürettik. Yine “benden çıkan çöp benim değildir” ilkesiyle evimizin sınırlarının dışına attığımız her çöpten kurtulduğumuzu sanarak gözümüz kapalı tükettik buna bağlı olarak da ürettik. Ta ki bu çöp dağlarının büyüklüğünün Everest’e yaklaşmaya başladığını fark eden kadar. Yiyecek içeceklerimizi iyi koruyabilmek için metal kadar dayanıklı, karton-kağıt kadar hafif ve ucuz bir şeyler bulmamız gerekti ve kompozit ambalajlar üretilmeye başlandı. Kağıt-alüminyum, kağıt-polietilen, plastik-alüminyum gibi bir sürü çeşitler ürettik durduk. Ürettiklerimizi karmaşıklaştırdıkça eko-dengenin işini de zorlaştırdık. Bir cam şişeyi 4000 yılda, plastiği 1000 yılda, bira kutusunu 10-100 yılda, sigara filtresini 2 yılda yok edebilen doğal dengenin işini zorlaştırdıkça zorlaştırıyoruz. Günümüz teknolojisi ile artık bütün ambalaj malzemelerinin geri dönüşümü elbette ki mümkün. Üzerinde durmamız gereken nasıl daha fazla üretebiliriz den çok nasıl tekrar kullanabiliriz olmalı. Plastiğin hammaddesinin petrol olması ve bu hammaddenin de birkaç tekelde bulunması nedeni ile plastiğinde aslında geri dönüştürülebilir bir malzeme olduğu kampanyalarla ya da duyurularla halka yayılmadı. Tükettikçe attık, işimiz bittikçe attık. Yetmiş dört milyon nüfusta kaç kişinin plastiğini geri dönüştürdüğünü merak etmekteyim. En sağlıklısı cam mı? Cam ambalajlar parlak, pürüzsüz ve kolay temizlenebilir bir yapıya sahip olmalarından dolayı üzerinde çeşitli zararlı mikroorganizmaları barındırmaz. Yapısında yiyeceklerle etkileşim yapacak yabancı bir madde de yoktur. Cam ambalajın kimyevi maddeler ile reaksiyona girmemesi, yüksek bariyer özelliği ve sterilizasyon kolaylığı nedeni ile de ilaç ve parfümeri üreticileri tarafından da tercih edilmektedir. Diğer çeşit ürünlerle karşılaştırdığımda her nedense cam bir ürünün geri dönüştürme sorumluluğu beni daha çok meşgul etmekte. Bunların farkındalığı, sosyal sorumluluğu çok mu başarılı işlendi bilemiyorum ama yapmak zorunda kaldığımda çöpe her attığım kağıt ve cam iki gün vicdanımı kovalamakta. Her seferinde peşimde dolaşan vicdanımla iki gün birlikte yaşamaktansa, cam ve kağıt atığımı iki saat çantamda ya da elimde taşıyıp en yakın cam ve kağıt konteynırına atmayı tercih ediyorum. Bunu bilinçli olarak yaptığımı da düşünmüyorum, muhtemelen bir yerlerde başarılı çalışmalar bilinçaltıma işlemeyi başarabilmiş. Bu işi başarabilenleri tekrar tekrar kutlamak istiyorum. Gelelim yine Coca Cola’ya bu işi yaparken dünyamızı çok da dikkate alarak yaptıklarını hiç sanmıyorum ama yinede önümüzdeki yıllarda tekrar güzel bir örnek olacak olan eski üretim modelini paylaşmak istedim. Ekşi sözlükte bir kullanıcının aktardığı haliyle aktarıyorum: “Kullanıldıktan sonra toplanan şişeler fabrikaya dönünce özel bir ünitede yüksek ısı, buhar ve bazı kimyasallarla yıkanıp hijyenik hale getirilirdi. Tıpkı birçok kez bulaşık makinesinde yıkanan bazı bardakların beyazlaşması, şeffaflıklarını kaybedip kirliymiş gibi görünmesinde olduğu gibi bu şişelerde belli bir yıkamadan sonra eski bir görüntüye kavuşurdu. Çok eskidiklerinde, ya da bir yerleri çatladığında bu şişeler Şişecam’a gönderilir ve geri dönüşüme tabi tutulurlardı. Bütün bunlar PVC şişeleme yöntemine göre daha fazla zaman, emek ve şişe kaybına neden olduğundan bu bir litrelik efsane cam şişeler fabrikalar üretim bantlarını yeniledikçe azaldı ve sonunda piyasadan tamamen silindi. Cam şişe, daha az mikro çatlaklara sahip olduğu için içindeki ürünün gazını kaçırma yüzdesi çok düşüktü, ayrıca ürünün daha iyi soğumasına ve soğukluğunu muhafaza etmesine yardımcı olurdu o yüzden o bir litrelik cam kola şişelerinden içilen kolaların tadı yıllar sonra hala damağımızdadır. “ Kola içmeyi lüzumsuz gören ben de dahil bir çoğumuzun hala damağımızdadır o 1 litrelik cam şişede Coca Cola tadı. Şöyle sihirli bir değnek deyse de kola artık eski cam ve depozitolu şişesinde üretilse, Coca Cola iki yüz küsur yıldır dünyaya verdiği zararı ne kadarını nötrleyebilir bilmiyorum ama bir şeylerin değişmesi için büyük bir adım atacağı kesin. Dileğimiz sıfır atıklı, temiz bir dünya olsun, Coca Cola da bunu duysun.
|